Hürses
06 Nisan 2020 Pazartesi
Cafer AKSAY

Randevu!

18.07.2018 08:48 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Cafer AKSAY

Randevu!

Değerli Dostlar; bu hafta sizlerle Fransızcadan dilimize geçen fakat yediden yetmişe herkesin bildiği bir kavram olan "randevu" konusunu paylaşalım istedim.

Randevu sözlükte; İki ya da daha çok kimse arasında önceden kararlaştırılan, belli bir saatte ve belli bir yerde buluşma sözü vermesidir. Ya da bir kimseden, belli bir yerde ve belli bir saatte buluşmak için söz almaktır.

   Elbette ki konumuz randevunun manası değildir. Toplum hayatında randevu ile ilgili yaşanan olayları ele almak istiyorum.

Şehir ve teknoloji ile bilgi çağında yaşadığımız bu dönemde elbette gerek kendi hayatımızı gerekse toplum hayatını planlamamız çok önemlidir. Yani demem o ki belirli bir plan dahilinde işlerimizi randevu dahilinde yürütmemiz önem arz eder. Fakat biz her işi abarttığımız gibi randevu konusunu da çok abartıyoruz. İnsan taziye ya da evinde olan bir hastaya geçmiş olsun demeye randevuyla mı gider? İşi bu derece abarttık.

Önceden atalarımızın bir birini ziyaretinde saati yok eremi yokmuş. Geldiğini haber vermek için öhö öhö sesiyle ev sahibini uyarır ya da ev sahibi diyerek seslenir ve Tanrı Misafiri olarak gelirmiş. Oturup hal-hatır sorduktan sonra; benim ekin şöyle, benim koyun ya da keçi böyle, oğlum şöyle, kızım böyle veya gelinim şöyle damadım böyle... Anlatır. Komşusu da aynı şekilde O'na anlatır. Bir nevi bu günkü psikologların yaptığı terapiyi karşılıklı olarak bir birlerine uygularlarmış.

“Ölümle Randevu”

Halife Bağdat’taki sarayının balkonunda otururken, baş vezirinin büyük bir heyecanla koşarak gelmekte olduğunu görmüş. Bu heyecanın nedenini merak etmiş ve gelir gelmez yanına alınmasını istemiş. Başvezir gelir gelmez Halifenin ellerine sarılmış ve ağlamaklı bir sesle yalvarmaya başlamış:

“Ne olur Halifem bana izin verin, hemen buradan gideyim!”

“Peki ama neden?” diye sormuş Halife.

“Az önce saraya gelmek için büyük meydandan geçiyordum. O sırada birinin bana baktığını hissettim, döndüm. Ve onu gördüm. Ölüm’ü gördüm. Orada durmuş bana bakıyordu!”

Halife iyice meraklanmış:

“Ölümü mü gördün, nasıl olur?”

“Oydu Halifem! Görür görmez tanıdım. Simsiyah giysileri vardı, boynuna yine siyah bir atkı takmıştı. Gözlerini bana dikmişti… Ne olur bana izin verin, en iyi atı alayım ve Semerkand’a gideyim. Hemen yola çıkarım, karanlık basmadan da orada olurum…”

Halife pek inanmamış:

“Emin misin Ölümü gördüğüne?” diye yeniden sormuş.

“Eminim Halifem! Şimdi seni nasıl görüyorsam onu da öyle gördüm. Sizin siz olduğunuzdan emin olduğum gibi onun da Ölüm olduğundan eminim…”

Baş vezirini çok seven Halife pek ikna olmamasına rağmen gitmesine izin vermiş. Vezir de hemen en iyi atına atlamış, hava kararmadan önce Semerkand’da olmak için dörtnala uzaklaşmış.

Veziri gittikten sonra Halifenin içi rahat etmemiş. Zaman zaman yaptığı gibi kıyafet değiştirmiş, sarayın arka kapısından çıkıp halkın arasına karışmış.

Yabancı bir gezgin gibi, kendisini tanımayan insanların arasından geçip büyük meydanın bir köşesinde durmuş ve o anda Ölüm’ü görmüş.

Görür görmez tanımış o da.

Kendisine bakan Halifeyi gören Ölüm yavaş yavaş yaklaşmaya başlamış. Yürürken ara ara duruyor, bir yaşlı adamın sırtına dokunuyor, sırtındaki yüklerin altında bükülmüş bir kadının kolunu tutuyormuş. Meydanda koşuşan çocuklar bazen fazla yakınına gelince onlara değmemek için hafifçe çekiliyormuş.

Halife de ölüme doğru yürümeye başlamış. Ölüm’ün kendisine bakışından, tanıdığını anlamış. Karşı karşıya gelince Ölüm hafifçe eğilmiş, Halifeyi selamlamış. Halife onun kulağına eğilmiş:

“Sana bir şey sormak istiyorum.”

“Seni dinliyorum Halife!”

“Başvezirim sabah saraya gelirken ona dik dik bakmış ve korkutmuşsun. O hem gençtir hem sağlıklıdır. Senin bakışından çok korkmuş.”

Ölüm sakin bir sesle cevap vermiş:

“Ben onu korkutmak istemedim, korkutacak bakışlarla da bakmadım. Çünkü onu aramıyordum. Meydanda tesadüfen karşılaştık ve ben onu görünce şaşırdım. Gözlerimde sadece bu şaşkınlık vardı.”

“Neden şaşırdın?” diye sormuş Halife.

“Şaşırdım çünkü onu burada, Bağdat’ta görmeyi hiç beklemiyordum. Onun Semerkand’da olduğunu sanıyordum. Onunla randevumuz bu akşam hava kararırken, Semerkand’da…

Mükerrem Tollu 468x60
Etiketler : Randevu!
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.