Hürses
19 Kasım 2019 Salı
Anasayfa > Yazarlar > Cafer AKSAY > HAL EHLİ OLMAK!
Cafer AKSAY

HAL EHLİ OLMAK!

10.06.2019 08:40 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Cafer AKSAY

HAL EHLİ OLMAK!

Değerli Dostlar; bu hafta sizlerle “hal ehli olmak” konusunu paylaşalım istedim.

Hâl Ehli: Hâli tavrı güzel olan gönül sâhibi kişi. Velî zat. (Bkz. Evliyâ)

Almayı, vermekten daha tatlı gören hal ehli olamaz. (Ebû Medyen Mağribî)

Akıl, anlayıcı bir kuvvettir. Hakkı bâtıldan, iyiyi kötüden, fâideliyi zararlıdan ayırd etmek için yaratılmışıdır. Dimağda [beyinde] bulunur.

Kalb (gönül) yürek denen et parçasında bulunan bir kuvvettir. Kalb, bütün bedenin reisidir. Bütün uzvlar kalbin emrindedir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, (İnsanın bedeninde bir et parçası vardır. Bu iyi olursa, bütün uzvlar iyi olur. Bu kötü olursa, bütün organlar bozuk olur. Bu, kalbdir) buyurdu. Müslimânın herşeyden evvel kalbini temizlemesi lâzımdır.

İnsanın azâblara, felâketlere sürüklenmesine sebep, kendisidir. Kalbinin şerî’ate uymayıp, nefsine uymasıdır.

Nefs insanı kötülüklere sürükleyen bir kuvvettir. Dimağda bulunur. Peygamberler ve velîler hâriç, herkesin nefsi, çok kötüdür. Bu kötü nefse, (nefs-i emmâre) denir ki, kötülüklere sürükleyen nefs demektir.

Akl, kalb ve nefsin hiçbiri görülmez. Varlıkları, eserleri ile, yaptıkları işler ile ve dinimizin bildirmesi ile anlaşılır. Bunlar madde değildir, yer kaplamazlar. Her birinin kendi yerinde bulunması, elektriğin ampulde bulunması gibidir.

Tasavvufî halleri yaşayarak tadan, tanıyan mutasavvıf. Tasavvufî hayata giren insanlar belli başlı dört dereceye ayrılırlar. Bunlar tâlib, mürid, sâlik ve vâsil adını alırlar. Tâlib, tasavvufi yola girmeye istekli olan kimsedir. Mürid, iradesiyle tasavvufa girmeyi seçmiş, iradesini mürşide teslim etmiş tâliptir. Sâlik, tasavvufî eğitim sürecine (seyr’ü sülûk) girmiş, nefsini arındırma, ahlâkını güzelleştirme çabası içindeki müriddir. Vâsil ise, eğitim sürecini tamamlamış, olgunlaşmış sâliktir. Müride sâhib-i vakt (vakit sahibi); sâlike sâhib-i hâl (hâl sahibi, ehl-i hâl); vasıla da sahib-i nefs (nefsin sahibi) denir.

Tasavvufî eğitim süreci (sülûk), esfâr-ı erbâa (dört sefer, dört yolculuk) adı verilen dört aşamada tamamlanır. Bu aşamalar sevrilallah (Allah'a yolculuk), seyrî fillah (Allah'ta yolculuk), seyımaallah (Allah ile yolculuk), seyranillah (Allah'tan yolculuk) adlarını alır. Seyrîlallah, Allah'a doğru yapılan yolculuktur. Bu yolculukla Allah dışındaki varlıklarla bağlar kesilir, Hakk'a yönelinir. Seyıfillah, çokluklar (kesret) dünyasının ötesindeki birliğe, vahdete ulaşmak çabasıdır. Sûfî bu yolculukta Allah'ın vasıfları ile vasıflanır, ahlâkı ile ahlâklanır. Seyımaallah, zâhir ve bâtın ikiliğinden kurtulmaya yönelik yolculuktur. Bu yolculukla mutasavvıf bütün bağlardan kurtularak Cem' ve Ahadiyet makamına yükselir. Seyr-anillah, Hakk'tan halka dönmektir. Bekâ makamı da denilen bu son aşamada sûfı vahdet-i kesret, kesret-i vahdet şeklinde görür ve insanları irşâd etme yetkisi kazanır. Mutasavvıf ilk iki yolculukla velilik makamına, son iki yolculukla da mürşidlik makamına ulaşır.

Tasavvufi eğitim süreci içinde mutasavvıf nefsini arındırarak Kur'an'da anılan nefs makamlarına yükselir. Buna göre başlangıç halindeki nefs Nefs-i Emmâre'dir (kötülüğe sürükleyen nefs, Yusuf, 12/53). Belli bir eğitim ve arınmadan sonra sûfi ikinci mertebe olan Nefs-i Levvâme (kendini kınayan nefs, Kıyamet, 75/2) makamına-yükselir. Daha sonra sırasıyla Nefs-i Mülhime (ilham ve keşfe mazhar olan nefs, Şems, 91/7), Nefs-i Mutmainne (tatmine kavuşmuş, huzur bulmuş nefs, Fecr, 89/27), Nefs-i Raziye (razı olan nefs, Fecr, 89/28), Nefs-i Marziye (Allah'ın kendisinden razı olduğu nefs, Fecr, 89/28) makamlarına yükselir. Bütün bu aşamalardan sonra sûfî son mertebeye, Nefs-i Kâmile (kemâle ermiş, bütünüyle arınmış nefs) mertebesine yükselir.

Fakir bir derviş, talebe okutacak okulu olmayan bir Arapça hocasına rast gelir. Hoca derslerini şehrin duvarına yazarak vermektedir. Derviş hocaya kendisiniz de okuma yazma öğrenip öğrenemeyeceğini sorar. Dervişin samimiyetinden etkilenen hoca ona ücretsiz ders vermeyi kabul eder. Duvara tek bir çizgi çizer ve açıklar: ”bu Elif harfi, alfabenin ilk harfidir ” der. Derviş başını eğer, hocaya teşekkür eder ve oradan uzaklaşır, ilk derste alfabenin en az yarısını öğretme adeti bulunan hoca şaşırır. Bu eğitim uzun bir süreç olacak gibi görünmektedir.

Derviş ne ertesi gün ne ertesi hafta gelir ve sonunda hoca onu tamamen unutur. Aylar sonra derviş gözleri gönül ışığıyla parlayarak gelir. Hocayı hararetle selamlar ve ikinci derse hazır olduğunu söyler. Hoca içinden: ”bu hızla alfabeyi asla bitiremeyecek” diye düşünür, ama dervişe: ”Tamam. Şimdi ilk dersimizi tekrarlayalım. Elif harfini duvara yaz” der.

Derviş Elif harfini yazar ve duvar yıkılır gider…

 

Mükerrem Tollu 468x60
Etiketler : HAL EHLİ OLMAK!
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.