Hürses
25 Mayıs 2020 Pazartesi
Anasayfa > Yazarlar > Cafer AKSAY > GECE GİBİ!
Cafer AKSAY

GECE GİBİ!

27.02.2017 08:54 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Cafer AKSAY

GECE GİBİ!

            Sevgili dostlar, bu hafta sizlerle toplumda çok önem arz eden bir konuyu "kusurları örtmede gece gibi olmak" hususunu paylaşalım istedim.

            Mevlana Hazretleri nasihatinde; "İnsanların kusurlarını örtmede gece gibi ol." Diye ne güzel bir nasihatte bulunuyor.

            Keşke hepimiz insanların kusurlarını örtmede gece gibi olsak, ne hoş olur.

            Günümüzde başkalarının hatalarını ortaya çıkarmak ya da açığını aramak, sanki çok hoş bir iş gibi bir çok insan bu konuda çaba sarf ediyor.

            Kitle iletişim araçlarından; özellikle göze hitap eden televizyon ve internet ortamında magazin programı adı altında, insanların hatalarını sergilemeye gayret ediyorlar.

            Hata yapmak biz insanlara ait bir özelliktir.  Başkalarının kusurlarını araştıran, kendini başkalarına odaklayan kimse kendi hata ve kusurlarını göremez.

            Günahlar ve kusurlar Allah ile kul arasında bir sır olarak kalmalıdır. Rabbimiz, kabahatlerimizi ulu orta anlatmamızdan razı olmuyor, aksine onlardan utanıp, gizlice, yalvara yakara tevbe etmemizi emrediyor. Allah-u Zülcelâl kullarının belki bir gün tevbe edip düzelmeleri için mühlet vermeyi istiyor.

            Mevlana'nın günümüze ulaşan çok değerli öğütlerinden bir diğeri ise, başkalarının kusurlarını araştırmamaktır. Başkalarının kusurlarını araştıran, kimse, kendi hata ve kusurlarını göremez. Kusurların örtülmesi, çeşitli bakış açıları ile olmaktadır. Kötülük yapmış olan insanın, davranışı karşısında, ona yine de iyi davranmak suretiyle veya bir kişinin yanlışını ifşa ederek, onu toplum içinde küçük düşürmekten sakınmak şeklinde olabilir. Gerçekte haksızlık etmiş, yanlış yapmış, bizi üzmüş, ezmiş bir insanı affetmek, onun hata ve kusurlarını görmemezlikten gelmek, insana çok ağır gelen bir meziyettir. Ama güzel huyların en asaletli olanlarındandır. Çünkü iyilikle, kötülük bir olmaz. Kötülüğü iyilikle karşılayacağız ki, aramızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost olsun.

Lincoln'e: "Düşmanlarına niçin bu kadar iyilikte bulunuyor, elinde güç ve imkan varken onları yok etmiyorsun?" dediklerinde, "Ben onlara iyi davranarak, onlarla güzel geçinerek, zaten onları yok etmiş olmuyor muyum? "der.

İnsanların kusurlarını yüzlerine vurduğumuz zaman, kendilerini savunmaya geçecekleri için, onların hatalarını görmelerini de engellemiş oluruz. Fakat bize karşı göstermiş oldukları kötülükler karşısında, iyilikle karşılık verdiğimizde, Lincoln'in ifade ettiği gibi, onun bu kötü davranışını fark etmesine ve kendi hatalarını gözden geçirmesine olanak sağlamış oluruz.

Kusur örtmenin bir başka türü ise, başkalarının yanında ifade edildiğinde, rahatsız olacağı bir yönünü gizleyerek, o kişiyi toplum içinde mahcup etmemek şeklinde olabilir. Herkesin zaafları, hoş olmayan yönleri olabilir, fakat bazı kimseler, kendilerini bırakıp, başkalarının kusurlarını, zaaflarını, eksiklerini araştırıp, onların dedikodusunu yapmayı çok severler. Dedikodu, gerçek olup olmadığı bilinmeden, başkalarına kara çalmak, insanları kötülemek, kınamak, suçlamak amacıyla yapılan konuşmalardır, bunlar sözlü saldırının günlük yaşantıda yer alan en etkin ve yaygın biçimidir. Genellikle kadınların ev toplantılarında ve işyerlerinde çalışanların birbirlerini çekiştirmesi, dedikodunun toplumsal yaşantıdaki yerini gösterir.

Başkalarının kusurlarını ortaya koyma nedenlerinden biri, tanıdık bir kimsenin iyi durumda olmasını çekememektir, kıskançlıktır. Diğer bir nedeni de, kusurlarını ortaya çıkarmaya çalıştığı kişiden intikam almak istemesi olabilir.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem:

 

"Her kim bir Müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını, kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah-u Zülcelâl da kıyamet gününde onun ayıplarını örter. Her kim Müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği bir şeyini ortaya çıkarır ve dile verirse; Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evi içinde de olsa onu rezil eder. Müslüman kardeşinin ayıplarını örten, bir ölüyü diriltmiş gibidir. " (Buhârî, Mezâlim, 3) buyuruyor.

Hadis-i şeriften anlıyoruz ki, müminler birbirlerinin kusurlarını örttüğü sürece Allah-u Zülcelâl de kullarının hatalarını örtmektedir. Hatta kendi hatalarını da? Kimseyi şahit tutmadığımız sürece affedeceğini ve ifşa etmeyeceğini bildirerek, bizi kendi günahlarımızı da örtmeye sevk ediyor.

Allah'ın rahmetinin bir tezahürü de şudur ki, mümin kulunu affettiği zaman onun günahlarını mahşer halkına ifşa edip rezil etmez.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifinde mahşer gününe dair manzarayı tasvir ederek şöyle buyuruyor:

O gün Rabbimiz mümin kulunu şefkatle yaklaştırır. Ona kötü amellerini sayarak sorar: "Sen şunu, şunu yaptığını hatırlıyor musun?" Mümin kul inkâr etmesinin bir faydasının olmadığını bildiği için: "Evet ya Rabbi!" diye itiraf eder. Allah-u Zülcelâl bütün günahlarını bir bir sayınca, kul helak olduğunu düşünür, korkuyla titremeye başlar. Bu sefer Allah-u Zülcelâl merhametinin en yüce ufkunu sergileyerek:

 

"Hadi git. Dün senin ayıplarını örtmüştüm. Bugün de örtüyorum," buyurur. (Buhari, Edeb, 60; Müslim, Tevbe, 52)

 

Mükerrem Tollu 468x60
Etiketler : veli
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.