19 Temmuz 2018 Perşembe
Anasayfa > Yazarlar > Cafer AKSAY > DÜRÜSTLÜK ERDEMDİR!
Cafer AKSAY

DÜRÜSTLÜK ERDEMDİR!

08.05.2018 08:42 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Cafer AKSAY

DÜRÜSTLÜK ERDEMDİR!

Değerli Dostlar; bu hafta sizlerle “Dürüstlüğün erdem olduğu” konusunu paylaşalım istedim.

T.D.K sözlüğünde “doğruluk” olarak, diğer sözlüklerde ise “özü sözü bir olma”, “olanı olduğu gibi yansıtma", “gerçeği saklamama”, “bildiğinden, inandığından ve olduğundan başka türlü görünmeye veya göstermeye çalışmama” olarak tanımlanır. Eski Türkçe` deki karşılığı samimiyettir.

Erdem, ahlaki bakımdan her zaman ve sürekli olarak iyi olma eğilimi, iyi ve doğru eylemlerde bulunmaya yatkın olma durumu. İnsan varlığına en zengin, en gerekli ve dolgun anlamını veren ahlâkî niteliklerin toplamıdır.

“Dürüstlük en büyük erdemdir.”

Yüce dinimiz İslam´ın öngördüğü insan tipinin temel özelliği doğruluk, dürüstlük ve güvenilirliktir. Hud Süresinin 112. ayetinde; "Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tevbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür" buyrularak, Hz. Peygambere ve müminlere, her alanda dürüst olmaları emredilmiştir.

                Sevgili Peygamberimiz de birçok hadislerinde müminlere dürüstlüğü emretmişlerdir. Sahabeden biri Peygamberimize gelerek; "Ey Allah´ın Resulü! İslam hakkında bana öyle bir söz söyle ki, senden sonra artık hiç kimseden bir şey sormaya ihtiyacım kalmasın" demesi üzerine, Rasûlullah, "Allah´a inandım de, sonra da dosdoğru ol” şeklinde karşılık vermişlerdir.

                Dürüstlükle bağdaşmayan söz ve davranışlar ise dinimizde yasaklanmıştır. Nitekim peygamberimiz bir gün pazarı dolaşırken, tahıl satan birisinin yanına gelip, elini buğday yığınına daldırmış, altının ıslak olduğunu görünce; sebebini sormuş, satıcının; "Yağmur yağmıştı, ondan dolayı ıslandı" şeklinde cevap vermesi üzerine; "Niçin ıslak tarafı insanların görebilmesi için üste getirmedin?" diye sorduktan sonra; "Bizi aldatan bizden değildir" buyurmuşlardır. Ayrıca "Kusurlu bir malı, ayıbını söylemeden satmak bir Müslüman´a helal olmaz” hadisiyle de insanların, bu konudaki bilgisizliğinden yararlanıp, kalitesiz ya da kusurlu bir malı, kusurunu söylemeden satmanın Müslüman´a helal olmayacağını ifade etmişlerdir.

Dürüstlük, kişisel ilişkilerden toplumsal ilişkilere, ticari ve mesleki faaliyetlerden kamu görevlerine kadar hayatın bütün alanlarını kapsayan ve mutlaka riayet edilmesi gereken bir erdemdir. Bu itibarla; niyette ve düşüncede, özde ve sözde, işte ve davranışta dürüst olup, her türlü sahtekârlıktan sakınmak, dinin ve dindar olmanın bir gereğidir. Unutulmamalıdır ki, işçi-işveren; amir-memur; hizmet alan-hizmet veren; müşteri-satıcı; eş, dost, arkadaş ve komşular birbirlerine güvenmezlerse, böyle bir toplumda huzur ve mutluluktan söz edilemez Çünkü toplumsal hayatta huzur ve barış, iş hayatında verimlilik, insanların birbirlerine dürüst davranmalarına bağlıdır. Eksik ölçüp eksik tartan, kalitesiz ve kusurlu bir malı kaliteli ve kusursuz gibi piyasaya süren ve yalan söyleyenlerin bu tür davranışlarını, İslam´ın vazgeçilmez değerlerinden biri olan dürüstlükle bağdaştırmak mümkün değildir.

                Olduğumuz gibi görünüp, göründüğümüz gibi olalım. Doğruluktan asla ayrılmayalım. Dürüstlük konusunda düşmanlarının bile takdirini kazanmış olan sevgili Peygamberimizi kendimize örnek ve rehber edinelim.

                Dürüstlük; her yerde, her zaman ve her konuda, kendi aleyhimize de sevdiklerimizin aleyhine de olsa, sadece doğruların ve dürüstlerin yanında, yanlışların ve yanlış yapanların karşısında yer almaktır. (Nisa/135)

            DÜRÜSTLÜK VE ERDEMLİ OLMAK...

İnsanın kendi doğrularını açık bir biçimde anlatması ve onaylamasıdır. Kişi kendi dürüst olsa da erdemli olabilmek zordur. Erdem ise kişilik tamlığıdır. Olduğu gibi görünmeyi kapsar. Kin tutmaz, kendi içinde huzurludur. Bu aynı zamanda karakterin bütünlüğüdür. Karaktersiz insan erdemli olamaz. Çoğu zaman dürüstlük erdemlikle karıştırılır. Sözlerin arkasında durmak, doğruyu söylemek dürüstlük olsa da bu aynı şey değildir. Ayrıca kişi dürüst olup ahlaklıda olmayabilir. Örneğin komşunuzun tavuğunu çalmanız ve ona bunu söylemeniz dürüstlüktür. Sizi ahlaklı yapmaz. İnsan hem dürüst olup hem de hırsız olabilir.

Bu onu hırsızlıktan alıkoymaz. Erdemli insanda birine zarar vermek yoktur. Kendini sorgular değerlendirir ve hiçbir canlıya zarar vermez. Ahlak tam bir düşüncenin doğru olarak hayata geçirilmesidir. Kendinizin ve toplumun saygınlığını kazanırsınız. Ahlakta doğruluktan geçer, ancak boyutlarını siz belirlersiniz.

Erdem karakter tamlığıdır. Değiştirilemez. Erdemli insan bilgisi ve donanımıyla öfke kusan bireyin iç huzurunu sağlar. Olumsuz düşünceyi olumluya çevirir. Bireyin olgunlaşmasını ve içe dönmesine yardımcı olur. Barışçıdır. Özü sözüyle, ahlak yapısıyla saygınlık uyandırır. Bu insan paylaşmayı sever sohbeti doyurucu ve haz vericidir. Bilgelik vasıfları taşır. Düşüncesinin gelişime açık olması, yaşama bağlılığı ve insanları sevmesi kişiye bu özellikleri kazandırır. Bu insanın olaylar karşısında kayıtsız kalması mümkün değildir. Duyarlı olması, çözümü barış yoluyla halletmesi onun görevidir.

Toplum içinde dürüst olarak yaşamanız sizi doğru kılmaz. Doğar, büyür, gelişirsiniz. Ancak erdemli olmak sabır ister, güç ister ve bunu taşıyacak yürek ister.

Birçok insan dürüstlük altında her türlü yanlışı işlemekten geri kalmaz. Onun dürüst olması kişiliğin bütünlüğünü oluşturmaz. Hem dürüst, olup hem de ağır suçlar işlemeniz olasıdır. Bu sizi haklı çıkarmaz. İnsan karmaşık bir yapıya sahiptir. İçinde türlü kişilikler barındırır. Bazen mükemmeli de oynayabilirsiniz. Hatta bazen işlenen suçtan dolayı şaşırırsınız. 'Ya bu insan ne kadar dürüsttü bunu nasıl yaptı? Diye düşünürsünüz. İşte dürüst olmakla erdemli olmak arasındaki fark budur. Erdemli insanın ne kendine kavgası vardır. Nede bir başkasına zarar verir. O gönül insanıdır. İnsan olarak doğarsınız... Ancak erdemli olamazsınız... Bu karakter bütünlüğüdür değiştirilemez...

DÜRÜST TÜCCAR

Büyük bir ilim adamı olan Ebu Hanife aynı zamanda kumaş ticaretiyle uğraşan bir esnaftı. Bir akşamüzeri dükkânına iki müşteri geldi. Kumaş toplarından birini beğendiler; fakat akşam namazı çok yakın olduğu için alışverişe sabah devam etmek üzere ayrıldılar.

Sabah olunca dükkâna erkenden başka iki müşteri geldi. Tezgâhın üzerindeki kumaşı onlar da beğendiler ve almak istediler. Ebu Hanife; “Bu kumaş satıldı. Siz başka bir kumaşa bakın.” diyerek adamların isteğini geri çevirdi. Adamlar o kumaşı almak istediklerini söyleyip iki katı para vermek istediler. Ebu Hanife, “Bu kumaş satıldı.” diyerek teklifi yine reddetti. Müşteriler ısrarlıydı. Bu defa kumaşın değerinin üç katı para teklif ettiler. Bunun üzerine Ebu Hanife, “İsterseniz değerinin yüz katını verin, yine de size veremem. Çünkü ben bu kumaşı başka müşterilere sattım, sözümden dönemem.” diyerek adamların isteğini geri çevirdi.

 

Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.