Hürses
28 Mayıs 2020 Perşembe
Cafer AKSAY

CEMRE!

19.02.2015 09:00 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Cafer AKSAY

CEMRE!

Sevgili dostlar; bu hafta sizlerle cemre konusunu paylaşalım istedim.

            Cemre, İlkbahar başlangıcında yedişer gün arayla önce havada sonra su ve toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık artışıdır. Arapça olan sözcük kor durumunda ateş anlamına gelir. Mina Vadisi'nde Arafat'tan gelen hacıların attıkları taşlarla oluşan yığınlara da "cemre" adı verilir.

Arapça kökenli olan cemre kelimesinin hikâyesi vardır. Arap insanlar havalar ısındığı zaman yüksek yerlerde yaşarlar. Kış ayları geldiğinde ise düzlük yerlerde yaşamaktalardı. Düzlük yerlerde ortaya büyük bir çadır yapılır. Bu çatırda birlikte yaşarlardı. Çadırın hemen dışında küçükbaş hayvanlar daire şeklinde yerleştirilir. Küçükbaş hayvanların dışına da develer yerleştirilirdi. Kış geldiğinde birisi kendileri için diğer ikisi de küçükbaş hayvanlar ve develer için olmak üzere üç ateş yakarlardı. Havaların ısınmasıyla birlikte bu ateşler birer hafta arayla dıştan içe doğru söndürülmüştür. Böylece havaların ısınması halk dilinde havaların ısınması anlamına gelmiştir.

Cemrenin ilkbahar başlamadan hemen önce 7 gün arayla havaya, suya ve toprağa sırasıyla düştüğüne inanılır. Bu düşen cemreler sayesinde hava, su ve toprak ısınır. 19-20 Şubat tarihlerinde havaya 26-27 Şubat tarihinde suya 5-6 Mart tarihinde ise toprağa cemre düştüğüne inanılmaktadır.

Halk cemrenin düşüş sırasına göre önce havanın ısındığına sonra su ve yerin ısındığına inanır. Ancak bu coğrafi bilgilerle çatışmaktadır. Çünkü güneş ışınları önce toprağı ısıtmaktadır. Yerden yansıyan ışınlar havayı ısıtır. Bunu örnekleyecek olursak dağların yüksek kısımlarının kar olması ve buralarda havanın soğuk olmasını verebiliriz. Halk arasında cemre düşmesiyle birlikte Hıdırellez ve nevruz kutlamaları başlamaktadır.

Türk ve Altay halk kültüründe ve mitolojisinde İmre (İmere veya Emire) adı verilen cinin neden olduğuna inanılır. İlkbaharda görünüp titrek ışıklar saçarak göğe yükselir. Sonra buzların üzerine düşerek onları eritir. Oradan da yere girer.[1] Bundan sonra ısınmış topraktan buhar yükselir. Emire baharın gelişini temsil eder. Bulgarlarda Zemire olarak yer alır. Anadolu Türkçesindeki Arapçadan gelme Cemre sözcüğünün aslında bu adın benzetme yoluyla değişmiş hali olduğu söylenebilir. İlk cemre 20 Şubatta havaya ve yedişer gün arayla da suya ve toprağa düşer. Zemre ise Kumuk Türkçesinde nem, buhar gibi anlamlara gelir. Tasavvuftaki kor ve ateş kavramlarının mecazi anlamları vardır. Temizlenmeyi ve yeniden doğuşu temsil eden ateş aşk kavramının yakıcılığıyla da yakından ilgilidir.

Azerbaycan Türklerinin yaratılışla ilgili eski inançlarından kaynaklanan ve Nevruz Bayramından önce, yılın son Çarşamba gününde yapılan "boz ayın dört çarşambası", uygulamasını ifade eden "Cemle" sözcüğü de "Cemre" ile aynı kelimedir. Buradaki "Cemle" de köken olarak "İmir, İmere, Emire" sözcükleriyle bağlantılıdır. Celal Beydili'ne göre; bazı sözlüklerde gösterildiği gibi, Arap dilinden geldiğini söylemek doğru değildir.

Meteoroloji olarak ele alacak olursak ısınma sırası toprak, hava ve su şeklinde gerçekleşmektedir. Cemre düşmesi tecrübelere dayanan bir inanış olsa da bazen cemrenin düştüğü günlerde havalar soğuyabilmektedir. Ülkemiz incelendiğinde özellikle Marmara Bölgesinde cemre düştüğü zaman havaların %80'e varan oranlarda ısınmaktadır.

Sonuç olarak cemre düşmesinin modern meteroloji ile ilgisi fazla bulunmamaktadır. Küresel ısınma ve atmosfer olayları mevsimlerin değişmesine neden olmuştur.  Bu tür olaylar cemrenin geçerliliğini yitirmesine sebep olmuştur. Ancak belirtmek isterim ki cemre düşmesi olayı yüzyıllar öncesinden itibaren halk tarafından gözlenilmiş ve tecrübelere dayandırılmış bir olaydır.

Bir hikaye ile devam edelim paylaşımımıza isterseniz;

Toprağı, artık güneş ısıtmıyor, rüzgâr üşütmüyor, ekmek doyurmuyor, su kandırmıyordu.

Kopardığı bir ot parçasını ağzına alıp dişlerinin arasına kıstırıp, başını iki elinin arasına alıp, derin bir düşünceyle otların içindeki karıncaları izlerken.

Sırtına yumuşacık bir el dokunuverdi. Hemen başını geri çevirip baktığında arkasından güneş vuran yüzü tam görünmeyen bir güzelliğin kendine baktığını görünce, konuşamayıp kekelemeye başladı.

Ne zaman ki Cemrenin eli omzuna değdi. "Nasılsın toprak, hala acıyor mu kaburgaların?" dediğinde, bizimki bütün erkeklik gücünü toplayıp " yok canım, geçti gitti. Hem sen çok hafifsin, istersen bugün akşama kadar düş, ben seni akşama kadar yakalarım" deyince.

Cemre, kaymaklı kadayıfı kıskandıracak bir tatlılıkla. "Özür dilerim canını yaktığım için" dedi. Sonra Toprak "oturmaz mısın? Ben balıklara bakıyordum. Bir tane sazan var nah benim bacağım kadar, herhalde o bu balıkların büyük büyük babası" der. Cemre de merak eder ve " Gerçekten o kadar büyük mü? Hani nerde?" diye, sorunca. Toprak "sessiz ol şuraya çimenlerin arasına uzan, biraz önce bana sanki bir şeyler söylüyor gibi bakıyordu suyun yüzeyinde. Şimdi çıkar yine" dedi.

İkisi beraber çimenlerin arasında derenin sularına bakarken, birden koca bıyıklı iri bir sazan suyun yüzeyine doğru yüzmeye başladı. Bunu gören Cemre heyecanla "işte geliyor" dedi ve bir refleksle Toprağın elini tutuverdi. Torak sazanı görmüyor Cemrenin elinden kendi eline akan sıcaklığın sarhoşluğuyla boş boş bakıyordu dereye ve "hani hani nerde?" diye, şuursuzca konuşuyordu.

Bu sesleri duyan sazan suyun üzerinde "şapırt" diye bir ses çıkartarak gözden kayboldu suyun derinliklerinde. Cemrenin eli hala Toprağın elindeydi. Cemre toprağın yüzüne baktı ve yüzü yeni kızaran kiraz gibi oldu. Elini toprağın elinden çekmek istemiyordu ama bir güç onların elini yavaş yavaş bir birinden ayırıyordu.

İkisi de bir süre sessizce şırıl şırıl akan dereye bakarak sustular. Sonra o koca bıyıklı sazan yine suyun üstüne doğru yüzmeye başlayınca Toprak " bak yine geliyor işte bak" deyip, bu sefer o Cemrenin elini tuttu. Sazan yine sesten korkup suyun derinliklerinde kaybolurken, Cemre ile Toprağın elleri bir birinde kelepçeli olarak kaldı. Bu sefer Toprak elini çekmedi, Cemre biraz sonra elini çekmek istedi ama Toprak yıllardır tutmak istediği eli bırakmak istemedi.

Bir birlerinin yüzlerine baktılar, sonra Cemre başını rüzgarda kırılan bir dal gibi yavaşça Toprağın omzuna düşürdü. Toprağın elleri titriyor ve kalbi göğüs kafesini yırtarcasına atıyordu.

Toprak öyle bir mutluluk yaşıyordu ki, sanki Azrail gelse " senin bu mutluluğuna karşılık canını istiyorum" dese. Toprak hiç düşünmeden "buyur, üstü kalsın" diyecekti?

Her günün sabahında dere kenarında buluşmalar, iri sazanı izlemeler, Toprağın eşeğiyle köy gezmeleri, papatyalardan taç yapmalar, kalın gövdeli ağaçlara kalp çizmelerle geçti vakitleri.

Bir gece sabahlar olmazken, vakit geçmezken, ayların nasıl geçtiğini anlayamadı ikisi de. Kız üniversitede okuyordu, daha bilgili ve kültürlüydü. Ama bedenlerinin içinde atan kalp ikisinde de aynıydı. Aşkın, sevdanın ve kişiliklerin önemi okudukları okuldan daha değerli ve önemliydi

Yeşil otlar kuruyup sararmaya başladığında, yavru serçeler büyüyüp rahatlıkla uçmaya başladığında, ağustos böcekleri sustuğunda anlamışlardı ayrılık vaktinin geldiğini. (Hikaye alıntıdır.)

 

Mükerrem Tollu 468x60
Etiketler : veli
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.