Hürses
01 Nisan 2020 Çarşamba
Kader YANMAZ

ARAYIŞ

23.03.2020 09:58 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Kader YANMAZ

ARAYIŞ

     Günde ortalama 8 saat bilgisayarlarımızın başında oturuyoruz, 214 dakika televizyon izliyoruz, bu süre çocuklarda 2 saat 34 dk. Kitap okuma alışkanlığımız yok denecek kadar az, ancak kitap fuarları rekor kırıyor. İhtiyaç listemizde 235. sırada kitap. Bu sayıya gelene kadar nasıl bir ihtiyacımız varsa artık! Dünya listesinde de 86. sıradayız.

    Tüm bunları dikkate alıp soruyor muyuz kendimize;  “Sahi, hayatın anlamı nedir? Her pazartesinin ruhsal bir işkence gibi geldiği, her cumanın dinsel çağrışımlarının ötesinde, zihnimizde iş bitimine istinaden kutsal bir gün ilan edildiği hayatımızda, bu küçük mutlulukların ötesinde, gerçekten de “Hayatın anlamı nedir?” diye sorarken bazen bir yol gösterici ararız. Bazen bir insan bazen bir müzik… Bazen kaybolmuş gibi hissederiz, yani hissiz ve boş bir uyanışla başladığımız olur güne. “Günaydın” demeyi çok görürüz sevdiklerimize, asık suratla başladığımız gün artık hep bu şekilde devam eder. Günümüz berbat geçer, her şeye kızmak bağırmak için fırsat kollarız. Neden? Çünkü öyle. Yani bunun nedeni: hedefsiz olmak. Maaş karşılığı çalışıyor, yaşamak için yaşıyoruz. Gün bitse de eve gitsek, akşam olsa da yatsak, tatil olsa de dinlensek uzayıp gider bu. Size yol göstermeyeceğim: Hâşâ, ne haddime! Felsefe düşünürlerinin, psikologların, sanatçıların ve edebiyat alanında çalışanların yüzyıllardır cevabını arayıp da bulamadığı bu mühim sorunun yanıtını ben veremem. Ama belki yorgun ruhlarımıza bir teselli olarak, sizlerle ünlü filozofların bu konu hakkındaki görüşlerini kısaca paylaşabilirim.

Hayatın Anlamı Nedir?

Platon’a göre: Platon, bilginin insanı erdeme ulaştıran en önemli araç olduğuna inanıyordu. O yüzden Platon’a göre, hayatın anlamının “Daha çok öğrenmek.” olduğunu söyleyebilirim.

Aristo’ya göre: Aristo’ya göre ise, insanı diğer varlıklardan ayıran bir etik yaklaşımı olmalıydı, çünkü Aristo’nun öğretisinde insan, “mantıklı (rasyonel)” bir varlıktı. Aristo, bu etik değerlerin de insanı iyi olmaya yönlendireceğine inanıyordu. Yani, Aristo’ya göre insan hayatının nihai amacının “İyi olmak.” olduğunu söyleyebiliriz.

Kinizm (Cynicism): Sokrat’ın öğrencisi olan Anisthetes’in liderliğini üstlendiği Kinik öğretiye göre, insanın nihai amacı, “basit bir yaşam” sürdürebilmektir. Bu basit yaşamda, kişi toplumdaki bireylerin çoğunu güdeleyen zenginlik, ün, güç ve cinsellik gibi arzuları bir kenara bırakıp, kendi kendine yetebildiği şatafatsız bir hayat sürdürmeye çalışır. Bu öğretinin, birçok Doğu öğretisindeki “sade yaşam” ile benzerliği dikkatimi hep çekmiştir. (lagom hayat felsefesi bunun devamı gibidir)

Kantianizm: Kantian anlayış, Alman filozof Immanuel Kant‘ın zihin ve etik üzerine kurguladığı düşüncelerinden kök salmıştır. Kantian anlayışa göre kâinatı bir arada tutan ilkeler vardır. Bu ilkelerin geçerlilikleri uygulanılabilirliklerine göre değişir. Örneğin, “Seni sinir eden herkesi öldür.” gibi bir ilkeyi evrensel bir biçimde geçerli kılmak imkânsızdır, çünkü bu ilke uygulandığında dünyada kimsenin kalmaması ihtimali vardır. Dolayısıyla, Kant’ın anlayışı toplumu bir arada tutan ve en uygun düzeyde geçinmeyi sağlayan bir ahlaki anlayışa bağlıdır: “Sana nasıl davranılmasını istiyorsan, başkalarına öyle davran.”

 

Tüm bu amcalara baktığımızda hepsinin bir arayışı, bir fikri var. Bazı yaşam felsefelerinde de buna benzer şeyler görüyoruz.  Kendi adıma hayatıma aldığım üç yaşam felsefesinden de söz etmeden geçemeyeceğim.

İkigai: İki” hayat, “Gai” de amaç, gaye anlamlarına geliyor.  Ikigai’yi kısaca kelime olarak; “Hayatın Amacı” olarak tanımlayabiliriz. Japonlar herkesin bir ikigaisi olması gerektiğine inanır, insanların her sabah yataktan kalkmaları için bir sebepleri olmalıdır. Japon kültüründe emeklilik kelimesi yoktur. “Ölmek istiyorsan emekli ol” gibi meşhur deyimleri vardır. Ne olursa olsun, sağlıkları el verdikçe işlerini hevesle yapmaya devam ederler özetle ”işleyen demir ışıldar” felsefesi hâkimdir. (Yaşamak için uyanmak gerekir)

Ubuntu: Afrika’da çalışan antropolog bir kabilenin çocuklarına oyun oynamayı önerir. Çocukları meydana toplar. İleride görünen ağacın altına koyduğu meyvelere ilk ulaşanın ödülü o meyveleri yemek olacaktır. Çocuklara “Haydi, şimdi başlayın! Birinci olan meyveleri alacak!” der. 

O an bütün çocuklar el ele tutuşur, koşarlar ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar.

Antropolog neden böyle yaptıklarını sorduğunda şu cevabı verirler;

“Biz “ubuntu” yaptık. Yarışsaydık yarışı kazanan bir kişi olacaktı. Nasıl olur da diğerleri mutsuzken yarışı kazanan bir kişi ödül olan meyveyi yiyebilir? Oysa biz ubuntu yaparak hepimiz yedik.” Ubuntu’nun anlamını açıklarlar: Ben, ‘biz’ olduğumuz zaman ‘ben’im. (Etrafımdakiler beni ben yapanlardır)

 

Lagom: kelimenin çıkışı kıtlık zamanında (17. 18. 19. yuzyillar) komünitenin içindeki insanların eldeki yiyecek ve içeceği eşit olarak paylaşması. Yani "ne az, ne çok" dendiğindeki ölçüt, kişinin kendi bireysel az ve çokluk anlayışı değil, toplumun geri kalanına göre bulunan azlık çokluktur. Yenecekse herkes eşit yemeli, aç kalınacaksa herkes aç kalmalıdır. (adalet ve eşitlik anlamında bakılabilir bu konuya)

 Yani tüm bu söylediklerimden yola çıkarak bir mesaj vermek istiyorum: Hayatımızın bir anlamı olmalı. Kendimizi sorgulayarak bir yaşam felsefesi oluşturabilir,  yaşamımıza daha çok anlam katabiliriz. TV ve bilgisayar başında geçirdiğimiz ölü zamanları kurtarabilir, kendimiz için hedef oluşturabiliriz. Dünya üzerinde birçok yaşam-hayat felsefesi var. Ancak bir tane bile Türk Yaşam Felsefesine rastlamadım. Yani Lagom, Ubuntu, İkigai var da neden Türkçe bir terimden oluşan tek kelimelik ama anlamlı bir felsefe yok. Bulamadım. 

Mükerrem Tollu 468x60
Etiketler : ARAYIŞ
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.