Hürses
06 Nisan 2020 Pazartesi
Anasayfa > Yazarlar > Cafer AKSAY > Ahde vefa!
Cafer AKSAY

Ahde vefa!

16.09.2018 17:44 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Cafer AKSAY

Ahde vefa!

Değerli Dostlar; bu hafta sizlerle "ahde vefa" konusunu paylaşalım istedim.

Ahde vefa; sözünde durma, verdiği sözlere bağlı kalma, özü ve sözü doğru olma anlamına gelen ahde vefâ, islâm ahlâkının en önemli prensiplerinden biridir. kur’ân’a göre ahde vefâ, îmân ederek allâh ile ahidleşmiş ve böylece kendisini hür iradesiyle kendisini sadakat yükümlülüğü altına sokmuş olan müminin ahlâkî bir borcudur. ister insanlara, ister allâh’a karşı verilmiş olsun her ahid ve söz, yükümlülük şartlarını taşıyan her insanı borçlu ve sorumlu kılar. bu sorumluluğun yerine getirilmesine ahde vefâ veya ahde riâyet denilir (bakara, 2/177; mü’minûn, 23/8). (kaynak: dini kavramlar sözlüğü.)

Bir Çift Ayakkabı

Ahmet, yoksul bir ailenin çocuğuydu ve okul masraflarını karşılamak için her cumartesi ilçenin pazarına gidiyor, pazardaki satıcılara yardım ederek okul harçlığını kazanıyordu. Bu hafta bir sebze tezgahı sahibine yardım edecekti. Akşam olunca o günkü kazancını sebze satıcısından aldı ve köyüne döndü. Pazartesi günü sabah erkenden kalktı ve ilçedeki okulunun yolunu tuttu.

Lise son sınıf öğrencisi olan Ahmet, arkadaşları ve öğretmenleri tarafından sevilen, çalışkan bir öğrenciydi. Her sabah ilçedeki okuluna bisikletiyle gidiyor ve akşam okul bitince aynı yoldan bisikletiyle köyüne dönüyordu. Akşam son ders bitmek üzereyken yağmur başlamıştı ve bu Ahmet için zor bir durumdu.

Bisikletle köye dönmek, yağmurlu havalarda imkansızdı. Son derste bitmişti ve yağmur hızını biraz azaltmıştı. Ahmet bisikletini okulda bırakıp yürüyerek gitmeye karar verdi.

Fakat ayakkabıları hiç de iyi durumda değildi. Yanlardan yırtık vardı üstelik tabanındaki küçük bir delikten ayakkabıları su alıyordu. Fakat köyüne yürüyerek gitmekten başka çaresi yoktu.

Tam ilçeden çıkıp köyünün yoluna girmek üzereyken yağmur şiddetini arttırdı. Ahmet bir çatının altına sığınıp, yağmurun biraz olsun dinmesini beklemeye başladı. Çatısının altına sığındığı evin sahibi Selma Hanım pencere kenarında dışarıyı seyrediyordu.

Genç yaşta kaybettiği eşi Kazım Bey öldüğünden beri tek başına yaşayan Selma Hanım, Ahmet'i o halde görünce dışarıya çıktı ve; “Delikanlı, bu yağmurlu havada dışarıda olmak hiç de iyi bir fikir değil, üstelik üşümüş gibi görünüyorsun” dedi. “Haydi içeri gel de sana yeni yaptığım bir tas çorba ikram edeyim” diye de ekledi.

Ahmet önce teşekkür edip nazikçe teklifi geri çevirmek istediyse de, bu yağmurlu havada içeri girmekten başka çaresi yoktu. Tam içeri girmek için ayakkabılarını çıkartacağı sırada altının delik olduğunu hatırlayan Ahmet, ayakkabılarını çıkarmak için tereddüt edince Selma Hanım genç adamın ayakkabılarının kötü durumda olduğunu fark etmişti.

“Delikanlı çoraplarının ıslak olmasının hiç bir mahsuru yok, ayakkabılarını çıkarıp içeri girebilirsin” dediğinde Ahmet biraz utanmıştı.

Sıcacık çorbasını bitirdiğinde yağmurun tamamen dindiğini fark eden Ahmet evine gitmek için ayağa kalktı. Ayakkabılarının giymek için eğildiğinde yerinde olmadıklarını gördü. Selma Hanım, “Delikanlı bunlar yakın zamanda kaybettiğim eşimin ayakkabıları. Sanırım senin ayağına da uyacak” diyerek bir çift ayakkabıyı Ahmet'e uzattığında başını öne eğerek, “Teşekkür ederim ama ben bunları kabul edemem” dedi.

Selma Hanım’ın ısrarlarına dayanamayan Ahmet, kendisininkinden çok daha iyi durumda olan ayakkabıları giydi ve defalarca teşekkür ettikten sonra evinin yolunu tuttu…

Yıllar sonra tıp fakültesini birincilikle bitiren Ahmet, doğup büyüdüğü şehrine doktor olarak dönmüştü. Çalıştığı bir hastanede nöbetçi olduğu bir gece acil bir hasta getirilmişti. Baygın durumdaki bayanı görünce hemen tanımıştı. “Aman Allah’ım bu o kadın” diye söylendi.

Yapılan tetkikler sonucunda Selma Hanım’ın ender rastlanan bir hastalığı olduğunu anlayan Doktor Ahmet, onunla yakından ilgilenmeye başladı. Uzun süren tedaviden sonra Selma Hanım sağlığına kavuştu. Taburcu olma zamanı geldiğinde Selma Hanım odasında faturanın gelmesini bekliyordu.

Doktor Ahmet, denetleme için önüne getirilen faturaya şöyle bir baktı ve üstüne bir şeyler yazarak zarfın içine koydu, hastanın odasına gönderdi.

Selma Hanım elleri titreyerek zarfı aldı. Açmaya korkuyordu. Hastane faturasını asla ödeyemeyeceğini ve geri kalan hayatı boyunca bu faturayı ödemek için çalışacağını biliyordu. Sonunda zarfı açtı ve faturaya iliştirilmiş bir not dikkatini çekti. Kağıtta şunlar yazılıydı.

“Hastane masraflarının tamamı bir çift ayakkabı karşılığında ödenmiştir

 

Mükerrem Tollu 468x60
Etiketler : Ahde vefa!
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.